Doğduğunda masumiyetin simgesi olan beyaz renk yüklenir kadına.

Sonradan hayalleriyle bütünleşsin diye pembe yakıştırılmıştır kıyafetlerine, saçındaki tokasına… Renklerin cambazlığıyla tanışması, böyle başlar kadının.

Oysa büyüdükçe arayışa geçer kadın, ne aradığını bilmeden, kendini bulmak adına. Duygularını hiçe saymadan çıktığı bu yolculukta toplumun ona yüklediği vasıfları çözmesi çok da uzun sürmeyecektir aslında.

Daha küçükken heveslendiği kırmızı oje, kırmızı ruj, çizmiştir onun yolunu. Belki kırmızı ceket, kırmızı bir ayakkabıdır… Tarzı ne olursa olsun, kırmızı bir eşarptır belki de kadını harekete geçiren. Farkında değildir kadın, kırmızının hayatına nasıl hükmettiğinin. Oysa ki kadın “Aşk”tır, “Ana”dır, kıymet bilen evlat, sevgiyi temsil eden yüce bir varlıktır. Duygu insanı ve zorlu bir savaşçıdır. Savaşı tamamen ona yüklenilen ve ödemesi gereken bedelleredir.

Çünkü aşk insanı olmak suçtur kadında. Namusun ispatı bile kuytu bir kırmızıda gizlidir. İçinde akan kanı o kadar kırmızı, o kadar coşkuludur ki, heyecanlarını mutluluklarını saklayamaz kadın ve ne yazık ki bu masum duygular, onun canı kadar sevdiği ellerin, yüreğinden vurmasıyla son bulur. Kadın bu duyguların bedelini akan kırmızı kanıyla öder. Dedik ya, bu bir savaştır. Kadının kendini ifade edebilme savaşı ve kadın canıyla ödediği bedelin kırmızı flamasını teslim eder aynı süreçten geçen bir başka kadına. Büyük bir yük, büyük bir sorumluluk olsa da o çelimsiz omuzlarda, kadın daha gururlu, daha lider ve daha kırmızıdır artık…

Etek boyunu değil, yüreğinin coşkusunu sergilemek ister ve bu yüreğe giren adama, sorgusuzca inanmak, güvenmek ve hep yanında görmektir amacı. Bütün endişelerine rağmen, adını koyamadığı duygular beslemektedir içinde. Yaşanmışlıkların yüküyle yoğrulan kadın, doğası gereği, küsmez hislerine… Yavrusuna aşıladığı umutlar, kendi içinde de bir çocuktur hala. Bu inançla ve inatla yaşamına devam eder biraz da.

Yüreğinden geçen adama, yükünü paylaşırcasına döker içini korkusuzca, hamuru aşk ile yoğrulan kadın “KIRMIZI olsun senin adın” der, sevdiğine usulca…

Betül KARATAŞ YAMAN