Dün akşam bir film izledim, saatlerce ağladım. Filmden dolayı değil bence, benim ağlayasım varmış. Zaten sevmem ben duygusal filmleri, nerden çıktıysa karşıma.

Korku filmi severim ben…

Seninle birlikte izlerken, ben yerimde duramazdım korkudan, sen gülerdin benim hallerime, sonra kıyamazdın, kendimi iyi hissedeyim diye, kamera arkasında oyuncuların nasıl eğlenerek o sahneleri çektiklerini anlatırdın, anında senaryolar yazardın, gülmekten karnımız ağrırdı. Kıkırdamalarımızı babamın sesi bölerdi… “Hadi uyuyun artık” Tanırdın kardeşini ne de olsa beni sen büyüttün. Yatağıma giderken filmin etkisinden çıkamadığımı, korkudan uyuyamayacağımı iyi bilirdin. “Hadi gel sarılayım sana” derdin, alırdın beni yatağına.

Ne güzel sarılırdın bana…

Şimdilerde kızımla seyrediyoruz korku filmlerini, aynı senin gibi gülerek eğlenerek ve hiç korkmadan izliyor biliyor musun? Alışkanlık mı? Yoksa eski günlere özlemlerimden mi bilinmez, sonrasında ben gidip sarılıyorum ona.
Senin sımsıkı sarıldığın gibi bana…

Hatırlıyor musun? Bana son sarılışını…

Sana küsmüştüm ve nazlanıyordum barışmamak için, sen ısrar ediyordun, “Gel buraya ablan sarılsın sana, gün gelir bulamazsın beni” demiştin. Zorla çekip sarılmıştın yine…

Bu kadar haklı olmasaydın keşke…

Zaten sana abla dememi hiç istemedin. Sözünü dinlemem gerektiği zamanlarda, inceden hatırlatırdın yaşça büyük olduğunu. “Saygı, sevgi abla demekle olmaz” derdin. Peşinden “ARZU” diye koşturan küçük kız kardeşine, her sözün bir öğütmüş meğer.

Biliyor musun?

Bazen başkalarına “abla” demem gerektiği zamanlarda hep düşünürüm. Dilim söyler kalbim söylemez. Kelime yalınlaşıyor başkalarının adının arkasında, ama sana çok yakışıyor be abla.

Sen gideli 5 yıl oldu…

Betüş ’ün senin bize veda etmeden gittiğin yaşa erişti. Şebnem Ferah’ın “Deli kızım uyan” şarkısını mı? Teoman’ın “Bugün benim doğum günüm” şarkısı mı? Yoksa Frida’nın tablolarında kendini ve mutsuzluklarını resmedişi mi? Bugün hepsinden birer parça taşıyorum içimde…
Sen gittikten sonra heykellerimin de kanatlarının kırılmasına şaşırmıyorum mesela…

Kanat demişken hatırlıyor musun?

Bir gün çok çalıştığım için kolum ağrımıştı. Ağlamaklıydım acıdan. Eline geçirdiğin tüm kremlerin prospektüslerini üşenmeden okumuş, içlerinden en doğrusunu bulup tam bir saat ovalamıştın. Zaten benim tüm yaralarımı sen sarmış, acılarımı hep sen dindirmiştin. Sürekli “Geçti mi Betüş?” diye gözümün içine baka baka soruyordun.

Geçen gün yine aynı ağrı girdi koluma, bu sefer geçmeyen içimin acısıydı…

Sesini ve bana Betüş deyişini özledim…

Bazen kahkahalarımda senin sesini duyuyorum. Annemde benzetiyor sesimi sesine, kaç kereler “Anneee” diye seslendiğimde “ARZU konuştu sanki” diyor ve başlıyor ağlamaya…

Üzülme ama tamam mı?

Kardeşin buna da çözüm buldu, biliyorum dayanamazsın sen onların ağlamasına, bazen “Hanım nasılsın?” bazen de “Aykız” diyorum anneme, seslenişimi sana benzetmesin diye. Annem “ o nasıl konuşmak benimle” deyip atıyor bana fırçayı ama olsun, sıkıntı yok hedefe ulaştığım için mutlu oluyorum ben…

Çünkü o ağladığında kendimi koyvermek istemiyorum…

Aklıma sen geliyorsun “Betüş nasıl bu kadar içli içli ağlıyorsun?” diye sorardın bana, “Sen nasıl bu kadar duygusuz olabiliyorsun?” diye kızardım sana.

Değildin aslında….
Olsaydın öyle sarılamazdın….

Bazen rolleri değiştirirdik seninle, metanet çoğu zaman sendeydi, yolunu şaşırıp arada sırada bana gelirdi. Şimdi ise hepsi bende…
Şu filmi izlemesem ağlamayacaktım…

Korku filmi severim ben, hani bir kere “Betüş bir film izledim, tüm bildiklerini unut, çok beğeneceksin” demiştin. Adını sorduğumda hatırlayamamıştın, “sonra söylerim” demiştin ya, ben hala o filmi arıyorum biliyor musun?

Nasihatlerin o günlerde uçuyordu aklımdan, şimdi sırasıyla kazındılar hafızama, senin söylediklerin dışında her şeyi unutuyorum artık ve daha az kurallarım var, böyle daha güçlüyüm sanki. Yarınım yokmuş gibi yaşıyorum ve sadece gerekli olan bilgileri yanımda taşıyorum. Yarınım yok deyip haksızlık da etmek istemem, çünkü yok dediğim yarınım her an seninle taçlandırılabilir, bunu da biliyorum.

Günü geldiğinde en özlem dolu yarınımda, benim bekleyenim sen oldun abla…

“ÖZÜR DİLERİM” seni orada uzun süre yalnız bıraktığım için…
Sakın gülme, evet özür diledim. Hani beni şikayet ediyordun ya anneme, “senin bu kızın çok inat, ne olur bir kere de o özür dilese” diye, bak artık onu da öğrendim…

Neden biliyor musun? Çünkü senin görmediğin yeni yaşı (41), yaşamadığın yılı kendime yakıştıramadım hiç. “Anneee! Senin bu kokoş kızın yaşlanmayı kabul etmiyor, beni de bahane ediyor” dediğini duyar gibiyim. İnan ki direkt 44-45-47 olsa daha iyi, senin kutlamadığın yaşı, bizi yasa boğan 41 rakamına düşman oldum… O kadar içten dilemişim ki 2020’de doğum günüm olmayacak diye. Ola ki şeytana uyma ihtimalime karşı evren tarafından tüm şartlar olgunlaştırıldı. Her yer kapalı. Karantina durumu var, yanına geldiğimde uzun uzun anlatırım…

Zaten konuşacak ne çok şey birikti bir bilsen…

Haaa !!! Pardon… Özür diliyordum değil mi?

Yooo yoo araya laf karıştırmıyorum. Kuzumu kırmamak için kestiğim pasta, kutladığım doğum günüm falan değil. Yarım kalan ARZU’larımızı, üfleyemediğin pastanın mumunu ben üflüyorum sadece, ne zor bir görevmiş, kim verdi bunu bana, senin için yapacağım. Tüm dileklerini biliyorum ve ben diliyorum senin yerine…

Küçük kız kardeşin seninle aynı yaşta bugün…

Özür dilerim, senin görmeyi hak ettiğin günleri benim gözlerim gördüğü için…

Özür dilerim, bugün yanına koşarak gelemediğim için…

Veeee çok özür dilerim, son nefesinde sana sarılamadığım için…

Görüyor musun? Küçük kız kardeşin arzularını içine gömdü ve bugün biraz daha büyüdü…

Zaten ben artık duygusal biri değilim… O filmi izlediğim için oldu.
Filmin adı mı?

HATIRLAMIYORUM…..