Sanat için kavrulan, yıllarca çamura dokunmayı kısıtlı zamanlara sığdıran bir çocuk için, heykel okumak ne büyük mutluluktur.  Hayallerinin peşinden koşan ve sanatla yoğunlaşan bir hayat düşleyene en büyük hediyedir. Bilinçlidir, isteklidir, yağmuru beklemeye gerek yoktur. Özgürdür, sınırsız temas sınırsız biçimlendirme için,  kendine katacak çok şeyi olduğunun farkındadır.

Hevesle öğrenmeye açmışken tüm kapılarını, kırmızı ojeli ellerini tutan bir sanatçı büyüğünün “bu ellerle mi yapacaksın heykeli” demesiyle hayal kırıklığına uğramış olsa da, süsünden ve dişiliğinden ödün vermek istememektedir. Yeteneğe ve hevese nasıl bir ket vururdu bu eller, anlamamıştı bile. Zordu sanat, okumaya yetişemediği kitaplar, akımlar, sanatçılar öğrenecek ne çok şey varmış meğer. Saatlerce ayakta çalışmak,  zaman zaman atölyede sabahlamak yorucuydu ama ruhu sonuna kadar da huzur doluydu. Vizeler, finaller jüri karşısında savunmayla yapılmaktaydı ve yaptığı işleri tanımlaması bu kadar kısa sürede olacak gibi değildi. Bazen söz hakkı veren, bazen onu bile çok gören bir sisteme karşı savaşmak, anlaşılmaz ve anlatılmaz duyguları içinde besliyordu.

Süslü püslü haline bakılarak “bu kızdan sanatçı olmaz” denilmesinden ziyade, sanatçı büyüklerinden gelen ön yargıyı görmek asıl üzücü olandı. İstediği tek şey konuşmasını başından sonuna kadar dinlenmesi, yaptığı eseriyle çıktığı yolda, kendini ve sürecini anlatmasına fırsat verilmesiydi. Her geçen yıl biriken ifadeler, yüzeysel sunumlar bir volkan gibi büyüse de içinde, düzen konuşmasına müsaade etmemekte kararlıydı.

Zaman zaman geçmişe yapmış olduğu yolculukta, ilkokul öğretmeninin parmak kaldıranlara söz hakkını sınırsızca verdiğini hatırladı. Konuşmak için kolları sıvadı,  kocaman bir parmak kaldıran söz hakkı isteyen heykel yaptı, oldukça yalın bir heykel, isteğini net bir şekilde anlatıyordu, bilgi birikimi sanatçı büyükleriyle diyalog için yeterli değildi belki ama tartmak, algılamak, istediklerini sormak için bu gerekliydi.

Amacına ulaşmış, söz hakkını almış, dili yettiğince kendini ifade etmeyi başarmıştı ve o gün anlamıştı ki ifadenin en büyük gücü sanatındaydı. Belki de yaşaması gereken süreci tamamlamış, bu süreç ona gücünü nerede bulabileceğini öğretmişti. 

 Sorgulama sürecinde ilerlerken, sanatı daha iyi kavramanın yolu aslında söz hakkı için kaldırdığı parmağında yani eşsiz doku ve izde gizliydi. Sadece ona mahsus ona özeldi. Kimliğinin farkında olması için bu bir süreçti, ilkokuldan beri ona öğretilen gerçek bir benlikti….

Kırmızı ojeli ellerden çıkan yontuda bile, kesilen eli, esere değen kanı ve  bıraktığı parmak izleri, esere imzayı her aşamasında çoktan atmayı başarmıştır bile…

Betül Karataş Yaman