Gittiğim, gezdiğim birçok ülkede huzuru bulamayıp, ille de vatan dememden belliydi, ülkemi ne çok sevdiğim. O yüzden hiç gocunmadım bayrağımın dalgalandığı birçok şehirde yıllarca yaşamaktan. Yakın çevrem çok iyi bilir; “Paris mi? Muş mu?” deseler Muş olur tercihim diye söylemlerimi.
Feminist sanat üzerine yazdığım tezden mi? Yoksa kadın haklarına yıllarca yapılan saldırılara yalnızca sanatla cevap vermeye çalışmamdan mı bilinmez, ülkemde nefes almakta zorlanır oldum. Ben ve benim gibi kadınların farklı yollarla verdiği cevapların yetmediğini, adrese ulaşmadığını görmek boğuyor artık, kadına biçilen kıyafetin, görev ve davranış biçimlendirilmesinin erkekler tarafından belirlenmesinden NEFRET ediyorum.
Beden benim…
İrade benim…
Akıl benim…
Karar benim…
Ben her şeyden önce “BEN”im… Sen, ben değilsin olamazsın da…
“Kadın, erkek eşittir” diye bağıranlardan DEĞİLİM. Kadının daha kutsal ve yüce yaratıldığına inananlardanım. Kadın olmaktan bu sebeple ayrıca gururluyum. Doğrularımız da, yanlışlarımız da yalnızca bizi ilgilendirir.
Çekin kirli ellerinizi üstümüzden… Haaa!!!! Çekmezseniz ne mi olur?
Bastıramaz…
Sindiremez…
Başaramazsınız…
Ben yine ülkemde ÖZGÜR kadın olurum, kendim gibi özgür kız çocukları yetiştiririm… Sen ya gidersin buralardan ya da çaresizce debelenmeye devam edersin, bir adım öteye varamazsın. Attığımız tokadın türünü anlamayacak kadar çaresiz ve cahilsin unutma…
Salon sanatı yapmak yerine her gün meydanlarda body art yaparım, sen buna eylem dersin, ben performans sanatı, sen aklın ve gücün yettiğince müdahale eden olursun, ben özgürlüğümü daha cesurca ilan eden…